Hukuk devletinin ön şartlarından biri olan hukuk güvenliği ilkesi ile bireylerin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, kişilerin, tüm fiil ve muamelelerinde, devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici metodlardan kaçınmasını gerekli kılar.
Bununla birlikte devletin yasama organı eliyle çıkarmış olduğu kanunların uygulamaya geçirilmesi sürecinde devreye giren idarenin işlem ve eylemlerinin de kanunlara uygun olması gerekmektedir. Bu durum kamu hukukunda “yasal yönetim” biçimi olarak ifade edilmektedir.
Hukuk kurallarının sıklıkla değişmesi hukuki istikrarı ve belirliliği yok ederken, bu değişikliklerin geçmişte tamamlanmış ve/veya kazanılmış haklara geriye dönük olarak uygulanması hukuki güvenliğin de zedelenmesine neden olur.
Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk kaidelerinde sık sık değişiklikler yapılarak hukuki istikrarı ve belirliliği yok eden kurallar konulmaması, zamanda geriye doğru yürüyen kuralların kazanılmış haklara dokunmadan kişilerin temel hak ve özgürlüklerini teminat altına alma ödevini ifade eder. Bu açıdan hukuki güvenlik ilkesi, temel haklarla korunan ortak bir değerdir. Bu prensip, hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz (sine qua non) şartı olup, modern Anayasa’lara egemen olan temel bir ilkedir.
(Nitekim Anayasa Mahkemesi de birçok içtihatında hukuki güvenlik ilkesinin hukuk devletinin unsurlarından biri olduğunu kabul etmektedir.)
Hukuk devleti ilkesi, “vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin fiil ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi ifade eder.”
Hukuk devleti hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, şahısların tüm işlem ve eylemlerinde devlete karşı güven duyabilmesini, devletin de yasa düzenlemelerinde
bu güven duygusunu zedeleyici düzenlemelerden kaçınmasını gerektirir.
Diğer bir ifadeyle, hukuki güvenlik ilkesi gereğince devletin, vatandaşların mevcut yasalara olan güvenine saygılı davranması, bu güvenlerini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kadar Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde hayatlarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli olan ortamı hazırlama görevinin bir sonucudur.
Bu yönüyle, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuk güvenliği ilkesi, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde, bütün devlet faaliyetlerinin, belirli oranda önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuk güvenliği sadece fertlerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de kapsar. Bu sebeple hukuk devletinde yönetimden beklenen, açık ve güvenilir olma yükümlülüğüne uygun davranmasıdır.